EFES    2. Oturum

0

Efeste gerçekleşen Konsili ve Meryeme atfedilen Allahın Annesi Theotokos’ unvanını hatırladığımız orada geçirdiğimiz sabahın ardından şimdi ise kendimizi Meryemin Evinde buluyoruz.

Konsil, Meryemin Efeste kaldığı dönemin anısına daha önce ona adanmış olan bir kilisede kutladı. Şimdi de onun yaşadığı ve Meryem Ana Evi olarak bilinen kutsal mekândayız. Güzel ve kadim bir gelenek bize bunun bilgisini vermektedir ve üzerinde çok çalışılmış ve pek çok şekilde doğrulanmış bir gelenekten söz etmekteyiz: bugün Meryemi karşılamaktan ve onu tam da bu yerde düşünmekten hoşnut olalım. Meryem bir evde yaşıyordu. Önce Nasıradaki evde, sonra da Yuhanna İncilinin 19. bölümünde okuduğumuz gibi, İsanın sevdiği Havarisinin onu götürdüğü evde… İncilde bahsi geçen ve iyi bildiğimiz bir bölümdür, ama bugün bir kez daha birlikte üzerinde düşünmeyi öneriyorum.

İncil metnini okuyalım:

İsanın haçının yanında ayakta annesi, annesinin kız kardeşi, Klopasın eşi Meryem ve Magdalalı Meryem duruyorlardı. İsa annesini ve onun yanında duran sevdiği şakirdi görünce annesine, Kadın, işte oğlun dedi. Sonra şakirde, İşte annen dedi. O saatten itibaren şakirt onu yanına aldı. (Yu 19,25-27).

İncil Yazarı, Son Akşam Yemeği esnasında başını İsanın göğsüne yasladığınısöylediği bu öğrencinin ismine dair herhangi bir bilgi aktarmıyor. Gelenekler onu, Efeste kendisiyle ilgili pek çok anının ve hatta mezarının bulunduğu Havari Yuhanna ile özdeşleştirir, ama İncilde sanki onun kimliğinin İsa tarafından sevilmekten ibaret olduğunu anlamamızı sağlamak istercesine ondan yalnızca sevdiği şakirt ifadesiylesöz edilir. Nitekim İncil Yazarının vurgulamak istediği de onun bu niteliğidir.

Ancak Yuhanna İncilinde, İsanın öğrencilerine, havarilerine, kendisini izleyenlere, hepsini sevdiğini, hepsinin kendisi tarafından sevildiğini açıklamaktan başka bir şey yapmadığını pek çok metinde yazılı olarak buluruz. Bunu pek çok kez tekrarlamıştır: Baba beni nasıl sevdiyse, ben de sizi öyle sevdim; Kendisine ait olanları sevdi, onları sonuna kadar sevdi!

Allahın Sözünün her zaman güncel olduğunu çok iyi biliyoruz ve bu nedenle İncil metinlerinde kaydedilen İsa’nın tüm sözleri gibi bu ifadeler de bize hitap eden sözlerdir. İsa bize şöyle der: Beni seveni Babam da sevecektir; ben de onu seveceğim ve onda belireceğim. (Yu 14,21). İşte, o halde o isimsiz öğrenciyi sevilen şakirt ile özdeşleştirebiliriz. Her birimiz ona kendi adımızı verebiliriz. İncilbizi tam da bunu yapmaya, çarmıhın altında duran o özel öğrencinin aslında her birimizi temsil ettiğini keşfetmeye çağırır. Çünkü hepimiz, az önce de hatırladığımız gibi ve bize söyleyen İsanın kendisi gibi, Rab tarafından seviliyoruz.

Hepimiz vaftiz yoluyla Onun ardından gitme çağrısına yanıt verdik ve böylece Onun öğrencisi olduk. Bu nedenle sadece Onun öğrencisi olabilmek değil, aynı zamanda bu öğrenciyle özdeşleşmemiz gerektiğini de söylemeliyim.

Eğer İncil metninde anladığımız derin gerçek buysa, o zaman bu metnin bize hala ne söylediğini daha da derin bir şekilde anlayabiliriz. Çünkü orada, çarmıhın altında yalnız olmadığımızı anlıyoruz. Yanımızda Meryem, Theotokos, Rabbin Annesi vardır.

Yuhanna İncili, yani Dördüncü İncil, bildiğimiz ve farkına vardığımız gibi, tabiri caizse metinden çıkarmamız gereken anlamlar açısından çok zengin bir İncildir. İnsan bunları keşfetmeyi asla bitiremez. İncil Yazarının anlattığı olayların içinde sanki daha derin bir anlam gizlidir ve bunu tanımlamamıza yardımcı olur çünkü kendisi için özel bir değeri olan bazı sözcükler ekler.

Dinlediğimiz bu metindeki sözcüklerden biri saattir. İncil Yazarı, Şakirtin o saatten itibaren Meryemi evine kabul ettiğini söyler.

Yuhannanın İncilindeki saat terimi kronolojik bir zamanı, günün herhangi bir saatini belirtmez. Bizim bağlamımızda İncil Yazarı, o andan itibaren, yani İsanın ölümünden hemen sonra, öğleden sonra sevdiği öğrencinin Meryemi hemen yanına,evine alıp getirdiğini de kastetmez.

Dördüncü İncil satırları boyunca saat teriminin çok daha zengin bir anlamı vardır, doğrudan Allahın gizemini ilgilendiren teolojik bir konu olduğunu söyleyebiliriz.Saat aslında, Paskalya olayına işaret eder: İsanın Kanada bir düğün şölenisırasında henüz gelmediğini söylediği o saat demektir. Aniden ortaya çıkan şarap eksikliği konusunda bir şeyler yapmasını isteyen annesine İsa şöyle cevap verir: Benim saatim henüz gelmedi. Yine de Meryem, İsayı suyu şaraba dönüştürme mucizesini gerçekleştirmeye -tabiri caizse- İsa bunu yapmaya zorlamış gibidir,böylece İsa zamanı gelmeden önce, İncil’in aktardığı üzere: İsa yüceliğini gösterdive şakirtleri Ona iman etti (Yu 2,11). Kanadaki düğün şöleninde İsa, Annesi tarafından teşvik edilerek, yüceltileceği saatini bekledi. Çünkü Dördüncü İncildekisaat”in anlamı tam olarak budur: İsanın yüceltilmesi. İsa bunu büyük bir özlemle beklemiş ve saatin geldiğini anladığında Babaya şükretmiştir: Baba, diye dua etti, saat geldi; Oğlunu yücelt ki, Oğlun da seni yüceltsin (Yu 17,1).

İsa Paskalyada saatine girmiştir diyebiliriz: Paskalyada ölümü ve dirilişiyle yüceliğine girmiştir ve tarihin sonuna kadar bu saatte kalacaktır. Bu, tarih devam ettiği sürece akan bir saattir ve bu saat boyunca, yani tarihin ortaya çıkışı boyunca, İsa her bir sevdiği öğrencisini, yani her birimizi, bu saatin içinde yürütmek ve Kendi ölümünün ve dirilişinin gizemine giderek daha fazla dâhil etmek için bu saate girmeye bizi çağırmaktadır.

Bu bağlamda, Aziz Pavlus Romalılara Mektupta bize şunu hatırlatır: Mesih İsaya vaftiz edilenlerimizin hepsinin Onun ölümüne vaftiz edildiğini bilmez misiniz? Babanın yüceliği sayesinde Mesih nasıl ölümden dirildiyse, biz de yeni bir yaşam sürmek üzere vaftiz yoluyla Onunla birlikte ölüme gömüldük. Eğer Onunkine benzer bir ölümde Onunla birleşmişsek, Onunkine benzer bir dirilişte de Onunla birleşeceğiz. (Rom 6,3-5).

Böylece hepimiz vaftizle birlikte İsanın saatine girdik ve sevdiği öğrenci olarak tarihimizde yaşıyoruz. Ama bu aynı zamanda her birimizin, İncil bölümünde duyduğumuz gibi, İsanın Annesi Meryemi – kelimenin tam anlamıyla – kendi özelimiz arasında, kendi evimizde ağırladığımız, yanımıza aldığımız anlamına gelir.

Ancak İncil bölümündeki “O saatten itibaren şakirt onu yanına aldı” ifadesinin özel bir anlamı vardır. İncil Yazarı aslında bu ifadeyi İncilinin başında, Allahın Oğlu Logostan [Söz] söz ettiği Önsöz bağlamında zaten kullanmıştır. Bu sabah bu unvanın Mesihin tanrısal doğasını belirtmek için kullanıldığını gördük, nitekimhemen ardından İncil, Söz bedende bulundu diyecektir çünkü O, insan doğasına büründü. Ancak beden alma gizemini açıklamadan önce, İncil Yazarı hala AllahınOğlu Logosu Babayla birlikte takdim ederken, Sözün kendi evine geldiğini ve onu kabul edenlere Allahın evlatları olmaları için güç verdiğini yazar.

Bununla birlikte, sadece Allahın evlatları değil, aynı zamanda Mesihler olmaya çağrıldığımızı, yani Pavlusun Efeslilere söylediği gibi Mesihin armağanı ölçüsüne erişmek, böylece sadece tanrısal doğasına değil, aynı zamanda insan doğasına da katılmak için Allahın beden almış Oğlu olan Mesihe uymaya çağrıldığımızı biliyoruz. Bununla birlikte, hepimiz, O’nun beden almasından önce Allah ile birlikte olan Sözün ölçüsüne erişmeye değil, ölüp dirildikten ve Baba ve Ruhla birlik içinde geri döndükten sonra şimdi ve sonsuza dek olduğu gibi Allahınbeden almış Oğlunun ölçüsüne erişmeye çağrıldık.

O halde, Efes Konsilinin ilan ettiği gibi, Üçlü Birlikte Allahın Oğlu Beden Almış Olandır, yani hem Allahın Oğlu hem de Meryemin Oğlu olan Odur. AllahınOğlunun Mesih olabilmesi, beden alabilmesi için Meryeme ihtiyacı olduğu kadar, insanlık da, hepimiz, sevilen öğrenciler, Allahın Oğlu Logosu kendi evimizekabul ettikten sonra, Allahın evlatları olma gücünü almakla, bizi başka Mesihleryapabilecek olan Anne Meryemi de kendi evimize kabul etmeliyiz. Meryemi kendi evimize, yani kendi varlığımıza almadıkça kendimizi tanımlayamaz ve gerçekten Mesihler olamayız.

Aslında Hristiyanları, daha doğrusu Allahın ve Meryemin çocukları olanları doğuran yine odur. Çarmıhın altında duran İsanın Annesi Meryem, bu yeni görevi Oğlundan almıştır. Lukanın İncilinde yazdığı gibi (Lk 2,7) ilk doğan Oğlunu doğuran Meryem, çarmıhın altında, sevdiği şakirdinin yanında, yeni bir anneliğe çağrıldığını hissetmiştir: Kadın, işte Oğlun.

Meryem, İsanın kardeşi olduğumuzu hissedebilmemiz için Onun hepimize verdiği nihai armağandır. İncil Yazarı onu Kadın olarak adlandırarak, yine onun kişiliğinin başka bir gizemin, yani Kilisenin gizeminin taşıyıcısı olduğunu ima eden bir sözcük kullanır. Nitekim Allahın evlatlarını doğurmak gerçekten de Kilisenin görevidir. Yeni insanlığı yaratma görevi Hristiyanlara özgü bir görevdir. Meryem, kendi kişiliğinde İlk Doğanı, Kilise olan bedenin Başını doğurmuştur ve şimdi, tarihsel zamanda, Kilisenin bir öngörüntüsü, bir kehaneti olarak, bu bedeni oluşturan üyelere hayat vermeye devam etmektedir.

Aziz Augustinus şöyle yazmıştır: Bakire Meryem Kilisenin öngörüntüsüdür. Sorarım size, Meryem Mesihin üyelerini doğuruyorsa, nasıl Mesihin annesi de olmasın? (Vaaz 72).

Bu sabah sözünü ettiğim bir başka büyük teolog, Origenes, üzerinde düşündüğümüz metin hakkında sevgili öğrenciyi elçi Yuhanna ile özdeşleştirirken yorumundaşunları yazmıştır: Dördüncü İncilin derin anlamını ancak başını İsanın göğsüne yaslamış ve Meryemi kendi annesi olarak kabul etmiş biri kavrayabilir. Başka bir Yuhanna olacak kişi öyle biri olmalıdır ki, İsa tarafından, deyim yerindeyse, İsa olan Yuhanna olarak anılsın. Çünkü Meryemin İsadan başka bir oğlu yoksa ve buna rağmen İsa annesine şöyle diyorsa: İşte, oğlun ve şöyle demiyorsa: İşte bu da senin oğlun – bu, Bu senin doğurduğun İsadır demekle eşdeğerdir. Çünkü mükemmel olan kişi artık yaşamıyor ama Mesih onda yaşıyor (Gal 2,20) ve Mesih onda yaşadığı için, Meryeme ondan bahsederken şöyle denir: İşte, oğlun, yani Mesih.

Bu kısa düşünceyi sonlandırmak için, Aziz Augustinusun Kilise’nin inananlarına yönelttiği şu soruyu düşünebilir ve bir cevap vermeye çalışabiliriz:

– Her şeyden önce, Mesihin üyeleri ve Onun ölçüsüne erişmek için büyüyen üyeler olduğumuzun farkında mıyız ve bunu deneyimliyor muyuz?

Allahın Annesi ve Kilisenin Annesi Meryemin ve bir anne olarak sadakatimizi koruyan, bizi besleyen ve Allahın çocukları ve Mesihin kardeşleri olarak gelişmemizi sağlayan Kilise’nin varlığını günlük yaşamlarımızda nasıl deneyimliyoruz?