Novena ikinci gün
İkinci günde zulüm konusuna devam ediyoruz. İsa Dağdaki Vaazında, cennetin krallığı onların olduğundan, kutluların doğruluk uğruna zulme uğrayanlar olduğunu öğretti.
İsa ayrıca bu zulmün ne olduğunu da şöyle açıklar: “Sana karşı yalan yere her türlü kötülüğü edecekler.”
İsa misyon konuşmasında öğrencilerine yapılan zulmü de duyuracak.
Belirli biçimlerden bahsedecek: mahkemeye çıkmak, sinagoglarda kırbaçlanmak, valiler ve krallar önünde suçlanmak, İsa’nın isminden dolayı nefret edilmek..
İsa, öğrencilerinin gelecekteki şehitliğini ilan edecek: baskıya, ölüme ve nefrete teslim edilecekler.
Ayrıca Yuhanna İncili’nde ilk Kilise’nin yaşadığı zulmün referanslarını bulabiliriz (ve burada yine Aziz Yuhanna’nın öğrencisi olacak Polikarp’a yaklaşıyoruz).
İsa, Yuhanna İncili’nde, öğrencilerine gelecekte maruz kalacakları zulümlerin devamı olacağını duyurmaktadır.
Ve Havarilerin İşleri, İsa’nın bu duyurusunun ilk Kilise yaşamında zaten yerine geldiğini göstermektedir. Elçiler Yüksek Kurul’un önünde sorguya çekilir, Müjde’yi vaaz etmeleri yasaklanır, hapse atılır ve kırbaçlanırlar.
Yahudilerin havarilere yönelik zulmü bağlamında, İstefanos’un taşlanması ve Yakup’un kafasının kılıçla kesilmesi – Yahudilerin hoşuna gitmesi nedeniyle – yer alıyor.
İlk Kilise’ye yönelik zulüm konusu, Vahiy Kitabı’nda Yuhanna tarafından anlatılmıştır. Bergama yakınlarında öldürülen Antipas’ın şehit edilmesinden söz ediliyor.
Beşinci mührün açılması, Tanrı’nın sözü ve Mesih’in takipçileri olarak hayatlarıyla verdikleri tanıklık nedeniyle öldürülenlerin /ruhlarını görmemizi sağlar.
Yuhanna, büyük sıkıntıdan çıkıp kaftanlarını Kuzu’nun kanında yıkayan imanlılar hakkında yazıyor. Kutsal Kudüs şehrinde zulüm gören ve öldürülen Tanrı’nın iki tanığını anlatmaya devam ediyor.
İlk Kilise’nin yaşadığı zulüm yerel ve kendiliğinden olmasına rağmen, zamanla İmparatorluğun da dikkatini çekti.
İşgalciler, artık Yahudiliğin bir kolu olarak algılanmadığı için Hıristiyanlığa daha dikkatle bakmaya başladı.
Romalı yetkililerin Hıristiyanlığı Yahudilikten ayrı görmesinden hemen sonra, Hıristiyanlığın benimsenmesi siyasi nedenlerden dolayı resmi olarak yasaklandı.
Romalı işgalciler her zaman, altında yaşayan halkın tam sadakatini talep etti. Yeni din, devletin istikrarsızlığına ve vatandaşların Roma’ya sadakatsizliğine yol açmadığı sürece hoş görülebilirdi.
Bu arada, hızla yayılan Hıristiyanlık, Mesih’e olan tam manevi ve ahlaki bağlılığının farkına vardı.
Bu, halkı harekete geçirebilecek ve özenle yarattığı düzeni tehdit edebilecek yeni bir gücün ortaya çıkmasından korkan Sezar için açık bir tehdit haline geldi.
Kenardan bakıldığında Hıristiyanların uygulamaları, Romalı yetkililer arasında onların Sezar’a olan sadakatleri konusunda şüpheler uyandırıyordu. Hıristiyanlar imparatoru onurlandırmak amacıyla hoş kokulu adak sunmayı reddettiler.
Geceleri yapılan gizli toplantılar da şüphe uyandırıyordu. Romalı yetkililer bunu devlet düzenine karşı bir komplo olarak gördüler. Sonuç olarak, tüm bu faktörler, Hıristiyan topluluklarını daha başlangıçta yok etme kararına yol açtı.
Hıristiyanlara yönelik zulmün aynı zamanda dini nedenleri de vardı. Sezar kültü, Roma ve Yunan tanrıları kültü.
Roma İmparatorluğu’nun dini, Yunanistan’ın dini gibi, çeşitli tanrı ve tanrıçalara tapınma ve kurban sunma ritüelleri ve törenleriyle doluydu.
Bölgemizde hasatın ve refahın anası olan Efes’in Büyük Artemis’inden bahsetmek yeterlidir. Romalılar, tanrılar grubuna yeni tanrılar katıldığı sürece, mevcut düzeni bozmadığı sürece tanrı kültüne karşı çıkmadılar.
Ancak Hıristiyanların kendilerine ait bir putları yoktu ve ibadetleri maneviydi. Birkaç dış ritüeli sürdürerek yüreklerinden dua ettiler. Romalıların gözünde, dışarıdan ifade edilmeyen bu inanç, ateizmin (paganizmin) işaretlerini taşıyordu.
Hıristiyan toplantılarının gizemli doğası, Mesih’in bedeniyle ilgili inançlar ve kulak misafiri olunup yanlış yorumlanan uygulamalar, iftira ve ensest, yamyamlık ve diğer ahlak dışı uygulamalarla ilgili suçlamaların kaynağı haline geldi. “Alın ve yiyin, bu benim bedenimdir, alın ve için, bu benim kanımdır” sözleri, Hıristiyanların çocukları öldürüp tanrılarına kurban ettikleri şeklinde yorumlandı.
İlk Hıristiyanlara yönelik zulüm ayrıca sosyal nedenlerden dolayı da meydana geldi. Hıristiyanlar zayıflara ve yoksullara değer veriyordu. Bu durum köleliğin toplumlarında büyük önem taşıdığı hem Romalılar hem de Yunanlılar için küçümseme sebebi oldu.
Etkili sivil liderler, Hıristiyanların eşitlik ve özgürlük hakkının etkisinden korkmaya başladı. Bu da toplumdaki adaletsizliği sürdüren sınıflı toplum sistemini tehdit ediyordu.
Hıristiyanların tutumu o zamanın elitleri ve aristokrasisi için kabul edilemezdi. Üstelik Hıristiyanlar da sosyal yaşamda kendilerini paganlardan soyutlamaya başladılar. Bu onların ayrılıkçı olarak algılanmalarına yol açtı ve bu tutum Romalı yetkililerde şüphe uyandırdı. Hıristiyanlığın ekonomiye de etkisi oldu ve bu da Hıristiyanlara yönelik zulmün bir başka nedeni haline geldi.
Hıristiyanlığın yayılması o zamanın ekonomisinin bazı meslek kolları olan pagan rahipler, heykeltıraşlar ve falcıları tehdit etmeye başladı.
İsa’dan Sonra 64 (Altmış dört) yılında Neron, Hıristiyanları Roma’yı yakmakla suçladığında, Hıristiyanlara yönelik zulüm tamamen açık hale geldi ve Sezar’ın kararnameleriyle onaylandı. İmparatorluğun yaşadığı salgın hastalıklar, sosyal ve politik sorunlar, eski tanrılara tapınmayı reddeden İsa’nın takipçilerinin varlığına bağlanıyordu.
Patristik kaynaklar da İsa’dan Sonra 70 (Yetmiş) yılında Kudüs’ün yıkılmasından önce Hıristiyanların Ürdün’ün doğu kıyısındaki Pella kasabasına kaçışları hakkında bilgi vermektedir.
Hıristiyanların Pella’ya kaçışıyla ilgili bu bilgi, İstefanos, Zebedi oğlu Yakup ve Genç Yakup’a yapılan zulmün anlatımının hemen sonrasına yerleştirilmiştir.
Bu şekilde İsa’nın takipçilerinin Pella’ya kaçışı zulümle bağlantılıdır. 1970’li (Bin dokuz yüz yetmişli ) yıllardan önce Hıristiyanların kutsal şehirden göç etmesinin ardındaki etkenlerden birinin burada devam eden zulüm olması muhtemeldir.
İsa’nın ölüme karşı kazandığı zafer, öğrencilerine çarmıhın değerini gösterdi. Pavlus, vaazının özünün Çarmıha Gerilmiş Mesih’in kişiliği olduğunu öğretir. İlk Kilise öğretisinde haç, Tanrı’nın gücü ve bilgeliği olarak görünür.
Nero yönetimindeki zulüm sırasında Roma’da bulunan Petrus (daha sonra Polycarp gibi) Roma’yı terk etmeye ikna edilecek. Hikâyeden bildiğimiz gibi yolda Roma’ya giden İsa ile karşılaşır ve O’na “Quo vadis Domine” diye sorar? Orada tekrar ölmek için Roma’ya gidiyorum – cevabı duyar. Bunun üzerine Petrus geri döner ve baş aşağı çarmıha gerilerek Mesih için canını verir.
İnsan açısından zayıflığı ve yenilgiyi temsil eden çarmıhta, insanı ölümden hayata döndüren Tanrı’nın gücü ortaya çıkar.
Haçın utancı zafere dönüşür ve Tanrı’nın yüceltilmesini sağlar. İsa’nın çarmıhta ölmesi, ilk Kilise tarafından tüm insanlık için yapılmış yüce bir sevgi eylemi olarak algılandı.
Haçın gücüne olan inanç, Mesih’in takipçilerinde zulüm karşısında umut ve sevinç uyandırır. Aziz Polikarp’ın yaşamı ve ölümünde de durum aynı olacak ama bunu yarın ele alacağız.
Peder Ireneusz Bochynski

